Bu, ölmeden önce kesinlikle görülmesi gereken bir yer...
Bu, ölmeden önce kesinlikle izlenmesi gereken bir film...
Bu, ölmeden önce kesinlikle tadılması gereken bir lezzet...
Bu, ölmeden önce kesinlikle okunması gereken bir roman...
Bu tavsiyeleri hepimiz çevremizdeki insanlardan sık sık işitiriz. Ölmeden önce yapılması gereken 'şey'ler hakkında yazılmış kitaplar dahi var. Bu şeyler nedir merak ediyorsanız işte birkaçı:
Skuba dalış lisansı almak ve Havaii'deki Molokini Adasından dalış yapmak, tekne kullanmasını öğrenmek, sandalla göl ortasında balık avlamak, yamaç paraşütü yapmak, uçaktan paraşütle atlamak vb...
Şimdi bu şeylerin birçoğunu yapamamış biri olarak-ki söz konusu kitabın yazarı da henüz yarısını yapabilmiş- merak ediyorum:
Acaba bu yerleri görmediğim, bu filmleri izlemediğim, bu lezzetleri tatmadığım ve bu romanları okumadığım için öldükten sonra pişmanlık duyar mıyım?..
Kuşkusuz insanların eğlenmeleri, gezip dolaşmaları, sohbetinden hoşlandıkları kişilerle birlikte yemek yemeleri, kitap okumaları güzel nimetlerdir. İlk buyruğu "Oku!" olan Kitabımız, insanlara gökleri, yeri ve ikisi arasındaki her şeyi araştırmalarını, bilimsel gerçekleri öğrenmelerini öğüt verir. İnsanlardan, tanık oldukları yaratılış delillerini incelemelerini, detaylarını öğrenmelerini ve üzerinde düşünmelerini ister.
Burada yanlış olan şudur; insanlar bunları genellikle gaflet içinde yaparlar. Yaratılış amacını unutmuş, çok değerli olan zamanını yarar sağlamayacak şekilde tüketen kişilerdir söz ettiğim.
Kuşkusuz inanan insanlar da dünya hayatının nimetlerinden yararlanırlar. Ancak gaflet perdesi ardında yaşayan kişiler gibi nimet ve güzellikleri yaşamın amacı olarak görmezler. Nimetlere şükreder, iyilik ve hayırda kullanırlar.
Yaşamın her anı unutulmaması gereken şu gerçeğe göre değerlendirilmeli diye düşünüyorum: İnsan, boş emeller peşinde koşmakla değil, yararlı ve güzel işler için çaba göstermekle sorumlu. Gaflette olan kişiler her ne kadar yapmaları gereken şeyleri belli sayılarla sınırlandırıyor olsalar da gerçekte onların çabaları"çelişkili, parça parça" ve "darmadağınıktır."
Kendilerince doya doya yaşamaya çalışarak, kısacık süren dünya hayatına yönelen insanlar, olayları biraz akılcı değerlendirebilseler, gerçekte dünya hayatının sonsuz hayat yanında ne kadar değersiz olduğunu fark edebilirler.
Doğru olan ise insanın ölümle birlikte gerçekleri gördüğünde, yapmadığı için pişmanlık duyacağı her şeyi yaşarken yapması; yaptığı için pişmanlık duyacağı şeyleri de yaşarken yapmaması.
Adeta şuursuzca ömrünü tüketen insan, yerine getirmediği sorumluluklarını ve ertelediklerini samimi düşünebilse doğruları görebilir. Aksi halde yaşamı boyunca öncelik vererek yapıp ettiklerinin, "fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibi" kılındığına tanık olduğunda yaşayacağı pişmanlık daha da zorlu olur.
Fuat Türker
|
|